SEYDA MOLLA MUSA FAİZ VE TEFECİLİK İLE ALAKALI YAZI KALEME ALDI

Muhterem Kardeşlerim,

Geçen günlerde Doğubeyazıtlı Hemşehrilerimizden bir kardeşimiz borç ilişkisi çerçevesinde bir faiz ve tefecilik belasının kurbanı olarak vefat etti. Bu kardeşimizin bu şekilde vefatı hepimizi üzmüştür.  Kendisine Yüce Allah’tan mağfiretler dilediğimiz gibi, onun bu duruma düşmesine sebep olan faizci ve tefeci kesimlerin hem dünyada hem de ahirette elim azaplara düçar olacağını ifade etmek isteriz. Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de faiz ve tefecilik yapanlar hakkında şöyle buyurmaktadır:

“Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, "Alım satım da ancak faiz gibidir" demeleridir. Halbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine aittir, işi de Allah’a kalmıştır. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.” (Bakara Suresi, 2/275)

Biz de bu olaydan bir müddet önce Diyanet İşleri Başkanlığının faiz ve konut kredisi ile ilgili fetvasına istinaden faizin haram olduğu ve bu haramlığın yumuşatılmaması gerektiği mesajını veren bir yazı paylaşmıştık. Ayrıca yazmış olduğum eserlerimde faiz belası hakkında bir çok uyarılar yapmış, bunun asrımızın iktisadi şartlarının gereği olduğunu söyleyenlere cevaplar vermiştik. 82 (seksen iki) yaşında olduğum bu  ömrümün bütün senelerinde yaptığım vaaz ve nasihatlarda faiz belası hakkında vaazlar vermiş, etrafımdaki insanları uyarmış durumdayım. Özellikle bir ticaret merkezi olan Doğubeyazıt’ımızda en çok tekrarladığım ayetlerden birisi de “Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır” ve “Allah ribayı mahf eder, sadakaları da bollaştırır.” Ayetleridir.

 

Şahsen bugüne kadar ister faizli muameleler neticesinde, isterse de başka türden alışverişler sonucunda mazlum ve mağdur olan birçok hemşehrime yardım ettim,  onlar arasında daha kötü olaylar yaşanmaması için arabulucuk yapmışım. Bölgemizin mahalli şartları konusunda bilgi sahibi olan herkes de bilir ki kız kaçırma, adam öldürme, borç inkarı, ticari anlaşmazlıklar, faiz ve tefecilik mağduriyetleri, her türlü kavga, dövüş ve küskünlükler meydana geldiğinde iş avukat, hâkim, savcılara ve resmi makamlara intikal etmeden bizim temsil ve icra etmekte olduğumuz vazifeleri deruhte eden imam, molla, müderris, seyda ve şeyhlere intikal etmektedir. Bizler de Allah’a şükürler olsun bölgede cereyan eden bu tür olayları barış ve sulh yollarını deneyerek halletmeye çalışıyor,  neticede olayın daha kötü durumlara sebep olmasını engellemekteyiz.  Bu sayede toplumumuzu rahatsız edecek kötü olayları engellediğimiz gibi resmi makamları yıllarca işgal edecek, tarafları senelerce huzursuz edecek, toplumda daha kötü sonuçlara vesile olacak durumları engellemekteyiz.

Bu konuda son 50 sene içinde görev yapan bütün imam, müezzin, müderris, şeyh ve Seydaları örnek gösterebilirim. Örneğin Rahmetli Halife Yusuf seydamız, onun iki oğlu Rahmetli Şeyh Mustafa ve Şeyh Muhammed Nuri Ağabeyimiz, yöremizdeki sivil kanaat önderleri ve sosyal kanaat liderleri desteğinde birçok elim vak’ayı engellemişler, toplumdaki huzur ve selametin temini konusunda tek başlarına bir kurum gibi hizmet vermişlerdir.

Bununla birlikte son yıllarda toplumda meydana gelen bir takım dini, ahlaki, sosyal ve iktisadi yozlaşmalar neticesinde sivil toplum  liderleri ve kanaat önderlerinin rolleri, etkileri kırılmış, eskisi kadar mollaların, seydaların, şeyhlerin sözlerini dinleyenlerin sayısı son derece azalmıştır. Zira asrımızın getirdiği bir takım ideolojilere gönüllerini ve beyinlerini kaptırmış bazı kesimler bizleri gerici,  yobaz,  çağ  dışı gibi ifadelerle  itham ederken,  dindar ve muhafazakar yahut dinci veya modernist İslamcı olduğu iddia  edilen bazıları da bizleri bel’am diye nitelemiş, arkamızda kılınan namazların makbul ve caiz olmadığını söylemişlerdir.  Bu gençler esasen kendilerini Hz. Peygamber’in Sünnet ve şahsiyetini itibarsızlaştıran, sahabe ve selef âlimlerimize hakaret eden, müctehit imamlarımızdan küfür ve sövgülerle bahseden bazı yazar ve akademisyenlerin peşinde yürümekte ve onlara itaat etmektedirler.  Böyle bir durumda Sünnet İnkârcısı,  Sahabe Karşıtı,  İslami ilimlere düşman söylem ve eylemlerde bulunanlara yönelik ikaz ve ihtarlarımıza hakaret ve saygısızlıkla karşılık veren torunum yaşındaki gençlerin “Bu mollalar ve Seydalar neden tefecilere bir şey demiyor?” diye itibarsızlaştırma kampanyalarına girmesi,  bazılarının da “bunların arpalıkları bitecek, ondan korkuyorlar” diye cevap vermesi ne kadar da yakışıksızdır. Siz dindar gençler âlimlerine ve din önderlerine bu kadar karşı çıkarken,  faizci ve tefecilere söyleyeceğimiz sözlerimizi kim dinleyebilir ki?

Ben yine de vefat eden kardeşime Allah’tan rahmet diliyor, Ailesine ve yakın akrabalarına taziye dileklerimi sunuyorum. Herkesin birbirini tanıdığı küçük beldemizde onu bu duruma mecbur eden faizci ve tefecileri kınıyorum. Herkesi Allah’ın bize emrettiği  helal ve haram dairesinde ticaret yapmaya davet ettiğim gibi, bu tür olayları fırsat bilerek toplumumuzun huzur, refah ve selametinin sağlanmasında büyük emekleri olan bir  manevi makamın itibarsızlaştırmasına çalışanları da insaf ve adalete davet ediyorum. 

Son olarak bir ayet ve hadisi tüm kardeşlerime arz etmek isterim: Allahu Teala Kur’an’da faiz yiyenleri, Hz. Peygamber (s.a.s.) de hadislerinde “alimlere ve Allah dostlarına düşmanlık edenleri” Allah’a karşı savaş açmakla tavsif etmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Yok, eğer bu fâizi terk etmezseniz bilin ki, Allah'a ve peygamberinize karşı harbe girmişsiniz. Eğer ribâ almaktan tevbe ederseniz ana paranız sizindir; ve böylece ne zâlim olursunuz, ne de zulme uğramış bulunursunuz.”(Bakara Suresi, 2/279). Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki: "Allah Teâlâ hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı [aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü'min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Kaynak : Buhari, Rikak 38)

Allahu Teala bizleri faiz ve tefecilik belasından korusun. Aynı zamanda toplumumuzu sünnet inkarcılarının bela  ve fitnelerinden de muhafaza etsin. Bizleri ticaretinde, siyasetinde, normal hayatında helal ve haram hassasiyetine göre muamele edenlerden kılıp Peygamberine, sahabeye, İslam alimlerine değer veren, Sünnet ve hadisleri müdafaa eden kullarından da eylesin.

Kardeşiniz Molla Musa Celalî