Ulemanın misyonu ve alimimiz Molla Musa Celalî

Alimlerimizle hemhal olup kendimizi diriltelim.

Alimlerimizle hemhal olup kendimizi diriltelim.

Eğer Doğubayazıt'ın yakın tarihinden günümüze bir çizgi çizecek olursak, örneğin Ahmedi Xani'den başlayıp günümüze kadar yürüyecek olursak, büyük bilge Ahmedi Xani'den zamanımıza intikal eden ulema geleneğinin günümüzdeki en son ve en üretken temsilcisi kuşkusuz ki Molla Musa Celali'dir.

Onun ilmi müktesebatı ve yazdığı eserler ortadadır.

Yeri gelmişken bir anımı anlatayım. Ben üniversite yıllarında İstanbul'da

(Şehit Metin Yüksel'in babası) büyük alim Sadrettin Yüksel Hoca'yı sık sık ziyaret ederdim. Her ziyaretimde mutlaka bana Molla Musa Celali'yi sorar, o iyi bir hocadır derdi.

Muhterem alimimiz, Molla Musa'nın yazdığı son yazıyı okuduğumda doğrusu çok müteessir oldum.

Onun gibi saygıdeğer ve yetkin bir alime bel'am yakıştırmasını kim ve nasıl yapmış hayretler içerisindeyim. Bu lafı böyle uluorta söylemek büyük bir hadsizlik, büyük bir cehalettir.

Bu çirkin yakıştırmanın sahibi kişi veya kişiler zaman kaybetmeden üstadımızdan özür dilemeli, helallik almalıdır. Açıkçası bu hadsizliği yapanların kim olduğunu bilmiyorum, eğer işitmiş olsaydım, bilgim dahilinde olsaydı onları telefonla arar veya şahsen görüşür, bu hatalarından vazgeçmelerini sağlamaya çalışırdım.

Ama sanırım bu şekil bir beyan da etkili olacaktır.

Bu vesileyle ulemanın, İslam toplumlarındaki konumu ile ilgili birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Kuşkusuz ki bu din islam alimlerince nesilden nesile aktarılmış ve öğretilmiştir. Alimlerimiz diğer bir deyişle ulama kesimimiz, bizim göz bebeğimizdir. Ulema batıdaki anlamıyla bir din sınıfı, bir din adamları zümresi değildir. Ulema, toplumun sırtından ekonomik çıkar sağlayan bir menfaat grubu hiç değildir.

Ulema geleneğinin cesur temsilcileri gerçek İslam önderleridir. Çilekeş, fedakar ve kendilerini Allah yoluna adamış yiğitlerdir.

Onlar bu büyük dinin tarih boyunca gerçek öğreticileri ve gerçek aktarıcılarıdır. Hatta

çoğu zaman aç, barınaksız ve  korunaksız durumdadırlar.

Hayatlarının yegane gayesi ve anlamı bu dine hizmettir.

Son zamanlarda onların gözden düşürülmek istendiğini, hükümetlerin ve örgütlerin baskısı altında kişisizleştirilmek istendiğini acı ile gözlemlemekteyiz tabii ki.

Onların konumlarının alaya alındığını, istihzaya kurban edildiğini de farkediyoruz.

Misyonlarının çarpıtıldığından, etkisizleşsinler diye büsbütün karalama kampanyalarına uğratıldıklarından da haberdarız.

İftiraya uğradıklarını, ve itibar suikastine tabi tutulduklarını da biliyoruz.

Bu gibi olumsuzluklara hiçbir zaman prim vermememiz gerekir.

Alimlerimize ,  ulema kesimimize, içtenlikle sahip çıkmamız elzemdir.

Onları sık sık ziyaret etmemiz, onlardan feyiz ve bilgi almamız gerekiyor.

Her geçen gün saygısızlaşan, çürüyen, dejenere olan gençliğin, ulemanın nasihatine ve feyzine çok ihtiyacı var.

Genç neslimizi, çocuklarımızı, ulema kesimine yönlendirmemiz, ulemadan haberdar etmemiz bizim için görevdir.

Hayatında hiçbir alimi ziyaret etmemiş, onun sohbetinden istifade etmemiş bir gençten ne bekleyebiliriz?

Toplumsal ahlakımızı, toplumsal hafızamızı, toplumsal bilincimizi yetkinlikle oluşturmanın en etkili yolu, ulemanın dizinin dibidir.

Hep birlikte bir seferberlik ilan edelim, hem alimlerimize sahip çıkalım, hem onları ziyaret edip onların ilminden istifade edelim.

Unutmayalım ki alimin ölümü, alemin ölümü demektir.

Alimlerimizi yalnız bırakarak onları diri diri öldürmeyelim.

Alimlerimizle hemhal olup kendimizi diriltelim.