GEÇİLEMEYEN ÇANAKKALE (18 MART 1915) - Yazı: Muharrem ÖZDEMİR

GEÇİLEMEYEN ÇANAKKALE (18 MART 1915) - Yazı: Muharrem ÖZDEMİR

Narinkale Gazetesi

Muharrem ÖZDEMİR

Doğubayazıt Ahmed-i Hani Anadolu Lisesi Emekli Müdürü ve Tarih Öğretmeni

Altay dağlarından kopup gelen, Oğuz kavimleri 16.yy.da Avrupa kıtası ortalarında, Viyana kapılarına kadar dayanmışlardı. Zalimi alkışlamayan, zulmü asla sevmeyen, gittiği her yerde adaletle hükmeden Atalarımızı, Avrupa kıtasından atmak, güzel yurdumuz Anadolu’dan da çıkartmak hayalleriyle yaşayan, sözde medeni ile uluslararası hukuka bağlı ve insan haklarına saygılı ve de maymun iştahlı Avrupalılar ÇANAKKALE BOĞAZI’nı zorla geçmeye çalışmışlardır.

Merkezi Devletler yanında 1. Dünya Savaşına giren Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’u alıp; saf dışı bırakmak, müttefikleri olan Rusya’ya yardım edebilmek ve İttifak Devletlerinin ordularını arkadan çevirmek isteyen İngiliz ve Fransız donanmaları, Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki kale ve tabyalarımızı topa tutmaya başlamışlardı.

18 Mart 1915 Sabahı Çanakkale Boğazı’na girerek, tabyalarımızı topçu ateşine tutan İngiliz ve Fransız filoları, Türk mevzilerinden gelen yoğun topçu ateşi altında boğazdan geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Tabi bilmiyorlardı, karşılarında göğsü iman dolu binlerce askerin arasında Balıkesir’in Havran İlçesi Manastır (Koca Seyit) Köyünden “SEYİT ONBAŞI” (Koca Seyit) diye bir nefer vardı…

18 Mart Bozgunu; karadan destek almadan, yalnız deniz kuvvetleriyle Çanakkale Boğazı’nın geçilemeyeceğini İtilaf Devletlerine göstermiştir. İtilaf Devletlerinin Avustralya ve Yeni Zelanda sömürge askerlerinden olaşan Anzak Kolordusu; Gelibolu Yarımadasına çıkartma yapmış; ancak bu defa da Anafartalar, Conkbayırı, Arıburnu ve Kocaçimen’de karşılarında Yarbay Mustafa Kemal’in askerlerini bulmuşlardır.

Çanakkale Muharebeleri 1. Dünya Savaşı içinde ayrı bir özelliği olan, tarihin akışını değiştiren, yaşama hakkına şerefiyle ulaşan, bir milletin her şeyden önce kahramanlık destanıdır. Burada savaşan insanlar kahramanlaşmışlar ve kahramanlaşarak da destanlaşmışlardır. Geçilmeyen Çanakkale bir sır değil, bir güçtür. Önce manevi değerlerle bir güçtür, sonra da silahı ve süngüsü ile de bir güçtür.

Bu ikinci bölümde meydana gelen karadaki çarpışmaların ruhu, Tümen Komutanı MUSTAFA KEMAL’ dir. Çok çetin ve inatçı bir karşı koyma gücüyle yapılan savunma, düşman güçlerinin ilerlemesine imkân vermemiştir. Cephanesi biten askerlerine “BEN SİZE TAARRUZU DEĞİL, ÖLME Yİ EMREDİYORUM” diyen Mustafa Kemal; Anafartalar’da, Conkbayırı’nda, Arı Burnu’nda ve Kocaçimen’de destanlar yazdırmıştır.

Çanakkale Muharebeleri; kuvvetleri yerinde ve zamanında en iyi bir tarzda kullanma yönüyle yüksek bir sevk ve idare abidesidir. Tarihimizin de büyük bir kahramanlık menkıbesidir. Çanakkale’de en buhranlı bir anda, bu tarihi yerde Türk Ordusu; o devrin İngiliz devlet adamı Çörçil’in “KADERİN ADAMI” diye tanımladığı Mustafa Kemal’i komutan olarak buldu. Bu adam, yani “KADERİN ADAMI” savaşın seyrini değiştirdi ve kaderini çeldi. Kıymetli dinleyenlerim, antiparentez şunu söylemek ve sizleri aydınlatmak zorundayım: Bizim inanç ve kültürümüzdeki “TEDBİR TAKDİRİ BOZAR” inanç ve itikadımız gereği tedbirler alınmış ve savaşın seyri değişerek Yüce Yaratan’ın takdiri ortaya çıkmıştır.

Bu çarpışmalarda bütün mahrumiyetlere ve cephane yetersizliğine karşı, Türk askerleri Çanakkale’nin GEÇİLMEZ olduğunu tüm dünyaya karşı kanıtlamış ve ilan etmiştir. Kasım-1915’te cepheye gelen İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kiçınır durumu görünce, bölgeyi tahliye etmekten başka çare kalmadığına karar vermiştir. Böylece 9 Ocak 1916‘da bölgeden tamamıyla çekilmişlerdir. İtilaf Devletleri’nin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale Muharebeleri, 1.Dünya savaşının seyrini değiştirip; savaşın uzamasına sebep olduğu gibi, Çarlık Rusyası’nın çöküşünü hazırlamış ve İngiltere’de hükümet değişikliğine yol açmıştır.

Türk Milleti bu savaşta çok fazla sayıda yetişmiş ve çokça da genç insan gücünü kaybetmiştir. Bu kayıplara rağmen, kendisine has bir kahramanlık örneği sergileyen MEHMETÇİĞİ sayesinde Balkan Savaşlarından kalma ezikliğini de üstünden atarak büyük bir askeri başarı kazanmıştır.

Türk Ordusu; saldırganlara karşı “DUR” demesini bilmiş, vatanı için,Türk Milleti’nin özgürlüğü için 250.000 şehit feda etmekten de çekinmemiştir. Mehmetçiğin azim ve iradesi, çelikleşmiş, düşmanını olduğu yerde çivilemiştir. Haçlı anlayışı ile Çanakkale’de iman dolu göğsümüze çarpan İtilaf Devletleri parçalanarak, başlarını önlerine eğip; Türk gücünü ve varlığını bir kere daha kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu gün de değişen bir şey yoktur; sahne ile roller ve oyuncular değişmiştir diye düşünüyorum.

Eşsiz Komutan, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK; savaş meydanlarında kazanılan zaferlerin tek başına bir anlamı ve değeri olmayacağına dikkatimizi çeker ve amaçladığı kesin hedefi çok açık bir biçimde belirtir. “ Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa, elde edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner. Bu itibarla en kuvvetli ve parlak zaferimizin dahi sağlayabileceği yararlı verimleri saptamak için, ekonomik hayatımızın, iktisadi egemenliğimizin sağlanması, pekiştirilmesi ve genişletilmesi gerekir... Bizi yok etmeye çalışanlara karşı en kuvvetli silahımız, ekonomik hayattaki genişleme, sağlamlık ve başarı olacaktır. Yeni Türk Devleti, temellerini süngüyle değil; süngünün dahi dayandığı iktisatla kuracaktır.” demekle ilk uygulamayı da bizzat kendisi başlatmıştır. Henüz Cumhuriyet ilan edilmeden, Lozan Antlaşması daha imzalanmadan, savaş meydanlarında kazanılan zaferin üzerinden, sadece 5 ay geçmiş olmasına karşın, 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplaması, dikkat çekici ve bize ışık tutan, gözden kaçırılmaması gereken en önemli milli bir davranıştır.

Bu zafer, bütün İslam dünyası ile ezilmiş milletler için, bir ışık olmuş; Türk Edebiyatı’nda da Türk halkının hislerini dile getiren pek çok esere konu teşkil etmiştir. Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY:

“Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesîf orduların yükleniyor dördü-beşi,

-Tepeden yol bulmak için Marmara’ya,

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayâsızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı.

Nerede-gösterdiği vahşetle bu, bir Avrupalı

Ah! O yirminci asır yok mu, O mahlûk-u asîl,

Ne kadar gözdesi mevcut ise, hakkıyla sefîl,

Kustu; Mehmetçiğin aylarca durup karşısına,

Döktü karnındaki esrarı, hayâsızcasına.

Mısralarında savaşın acı gerçeğini dile getirmekte olup; “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ “ sözcüğünü altın harflerle tarihe yazdıran ŞANLI MEHMETÇİĞİNE de şükran ifadelerini şöyle dile getirmektedir:

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini, O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Şarkın en sevgili sultanı SALAHADDİN’ i, Sen ki; ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;

KILIÇ ARSLAN gibi iclâline ettin hayran, Sen ki; âsâra gömülsen taşacaksın, Heyhât,

Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran.Sana gelmez bu ufuklar,seni almaz bu cihât.

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana aguşunu açmış duruyor PEYGAMBER.

Çanakkale Muharebelerinde destanlar yaratan şehitlerimizi minnet ve rahmetle anar, hepinize saygılarımı sunarım.

K A Y N A K :

1-İslam Ansiklopedisi: C.8.T.D.T.-İST.

2-T.C.İnk. Tarihi: Prof. Dr. H.EROĞLU

3-Safahat: M.Akif ERSOY